Tüm dünyada bireycilik anlayışının artmasıyla birlikte, bu anlayışın oluşmasında öncülük eden idoller tekrar hatırlanmaktadır. Bunların en popülerleri Faust, Don Juan, Don Kişot ve Robinson Crusoe’dur.
Bu karakterler, emellerini gerçekleştirmek için sisteme boyun eğmez ve hedeflerine ulaşmak adına inatçı bir şekilde mücadele ederler. Her biri, bireyciliğin doğru yönetilmediğinde ortaya çıkan kibir, aşırılık ve mükemmeliyetçilik gibi olumsuz yönlerinin vücut bulmuş hâlidir.
Söz konusu karakterler, aslında Rönesans Dönemi’nin bireyciliğini içlerinde taşır. Bu dönemde bireycilik henüz yeni filizlendiği için son derece hırçın ve asidir. İnsanlar, yıllardır süregelen kolektivist yaşamdan bunalmış; toplumu yöneten hükümdarların ve otoritelerin peşinden gitmekten yorulmuştur. Artık kendi kaderlerini kendileri tayin etmek istemektedirler.
Ancak bu karakterlerin günümüzde bu kadar çok hatırlanmasının temel sebebi, onların Romantik Dönem’de yeniden yorumlanmış olmalarıdır.
Romantik Dönem, Rönesans bireyciliğinin aksine hayata daha iyimser bir bakış açısıyla yaklaşır ve bu karakterlerin motivasyonlarının aslında yüce bir amaca hizmet ettiğini savunur.
İşte bu yüzden, bu karakterlerin toplum hafızasında yeniden yer edinmesinde Romantik Dönem yorumlamalarının büyük önemi vardır.
Şimdi bu karakterlerin kökenine inerek, yüzyıllardır insanların hafızalarında neden yer ettiklerini anlamaya çalışacağız.
DON KİŞOT
Don Kişot, saydığımız karakterler arasında en zararsız olanı ve özü itibarıyla oldukça iyi niyetli bir adamdır. Mükemmellik arayışından vazgeçmez; ancak kendisinin ve uşağının perişan hâline baktığımızda, aslında bu ideale oldukça uzak olduğunu görürüz.
Hal böyle olunca ciddiye alınmaz ve bu durum, Don Kişot’un
karakterinin oluşumunda büyük önem taşır. İnandıkları uğruna hem iyilik hem de
kötülük yapabilecek olan bu adam, diğer karakterler gibi yalnızca kendi
doğrularının peşinden gitmektedir.
Onun gerçeklikten uzak motivasyonunun oluşmasında, sistemden hoşnut olmayan İspanya halkını temsil ettiği düşüncesi öne çıkar. Böylece halkın gözünde bir kahramana dönüşecek ve onunla alay edenlerden intikamını almış olacaktır.
Don Kişot, bir hiç uğruna yel değirmenlerine saldırır ve böylece sistemin halkı ezen dişlilerine darbe vurduğunu düşünür. Belki boşuna uğraşmıştır; ancak yaptığı bu akıl almaz hareketle Don Kişot, bireyci insanların hedeflerine ulaşmak için Sisifosvari bir inatla hareket etmelerinde onlara bir nevi öncülük etmiştir.
ROBINSON CRUSOE
Robinson Crusoe,
zengin ve rutin yaşamından kaçarak babasının gemisiyle denizlere açılır ve
babasına birey olduğunu kanıtlamak ister. Ancak bu, düşündüğü kadar kolay
olmayacaktır.
Ne yazık ki gemisi dalgaların etkisiyle onu bir adaya
sürükler ve Robinson’un asıl yolculuğu burada başlar. İlk başlarda bunun,
gençlik yıllarında yaptıklarından ötürü Tanrı’nın ona verdiği bir ceza olduğunu
düşünür. Fakat zamanla yalnızlığın onu Tanrı’ya eskisinden daha fazla
yaklaştırdığını fark eder.
Adada geçirdiği süre boyunca bir yerliyle tanışır ve daha önce hiç tatmadığı duyguları deneyimler. Sevgi ve sadakat gibi hisleri iliklerine kadar hisseder. Başlangıçta Avrupamerkezci düşüncenin etkisiyle yerlileri vahşi ve aşağılık gören bu adam, zamanla büyük bir dönüşüm geçirir.
Rönesans Dönemi bireyciliğindeki rasyonalizmin yanına duyguyu da ekleyerek, akıl ve duygunun birlikte hareket ettiğinde bireyin hayatta daha büyük bir ivme kazanacağını göstermektedir.
İnsan, bu iki temel unsuru birlikte taşıdığı sürece her şeyi aşabileceğini bu eser sayesinde yeniden hatırlamaktadır.
DON JUAN
Don Juan, zampara
olduğu kadar içinde büyük bir boşluk hissi taşıyan varoluşçu bir karakterdir.
Bu boşluk, onun kendine has yöntemlerle hayatını sürdürmesine sebep olmuştur.
Onun için hayatın anlamı hedonizmden, yani hazcılıktan ibarettir ve içindeki boşluğu doldurabilecek tek şeyin bu olduğuna inanır. Bu yönüyle Don Juan, duyguları aklının önüne geçen varoluşçular için bir ilham kaynağı hâline gelmiştir.
FAUST
Faust, kapitalist dünyanın popüler kültüre kazandırdığı “ruhunu şeytana satma” fikrinin öncü ve en tanınmış simalarından biridir. İnsanları etkileyici sözleriyle kendine bağlamaya çalışan bu karakter, içindeki bilgelik ve güç arzusunu bir türlü doyuramaz ve bu durum onun sonunu hazırlar. Tabii bu durum, Goethe öncesi Faust için geçerlidir.
Goethe ile birlikte Faust, Alman romantizminin en ünlü
eserlerinden birine dönüşmüştür. Bu eserde Faust, yeniden bilgeliğe aç bir
figür olarak karşımıza çıkar.
Faust, bilgeliğe ve mutluluğa o kadar açtır ki bu durum Mefisto’nun (Şeytan’ın) dikkatini çeker. Mefisto, Faust’a daha fazla bilgelik ve mutluluk vaat eder. Faust da sırf bu yüzden ruhunu şeytana satar. Ancak bilmediği şey, tatmin olduğu anda ruhunun Mefisto’ya ait olacağıdır.
Mefisto, bu uğurda Faust’un gözünü olabildiğince karartır; onu aşırılığa sürükler ve iyiyi, doğruyu görmesine engel olur. Faust, gerçeklikten koparak zevkin zirvesine ulaşmaya çalışır. Okuduğu ve gördüğü hiçbir şey artık ona yetmemektedir.
Faust her ne kadar vurdumduymaz ve bencil görünse de bilgeliğin insanlık için ne kadar önemli olduğunu bilmektedir ve daha fazla bilgiye ulaşmak için çabalamaktadır.
Aslında Tanrı’nın insanoğlundan istediği de tam olarak budur: Hiç durmadan arayış içinde olan insan modeli...
İçinde bulunduğu bu durum, şeytanla yaptığı anlaşmayı kaybetmesine rağmen Tanrı’nın gönderdiği melekler tarafından kurtarılmasına sebep olur. İnsan, tükettiğinden çok ürettiğinde Tanrı tarafından layık olduğu şekilde mükâfatlandırılacaktır.
Faust sonunda bilgeliğin, zevklerin ve ihtişamın içindeki açlığı gideremeyeceğini fark eder. Bu arayışlar onu iyice yormuş ve artık hiçbir şeyden zevk alamaz hâle getirmiştir. Böylece Tanrı’nın istediği insan modeli ortaya çıkmıştır: Bireyciliğin aşırılığının kötü sonuçlarını görebilen ve en büyük erdemin akıl ile duyguyu dengeli biçimde kullanabilmek olduğunu anlayan insan modeli...
Bu çabalarından dolayı Tanrı tarafından göğe yükseltilen Faust ödüllendirilir ve bu hikâye bize, gerçek bireyciliğin ancak orta yol bulunduğunda meyve vereceğini bir kez daha hatırlatır.
-----------------------------------------------------------------
Elbette günümüzde bu karakterleri toplum için kötü birer örnek olarak gören insanlar vardır; ancak buna rağmen bu karakterler, bireyci toplumlar için hâlâ önem arz etmektedir.




0 Yorumlar