Uygar Kayıtsızlık Nedir?
Uygar kayıtsızlık, kısaca kalabalık şehirlerde veya metropollerde insanların yabancılarla göz göze gelmekten kaçınarak hem kendi huzurunu korumak hem de karşı tarafı rahatsız etmemek için geliştirdiği görgü ve nezaket kurallarından biridir.
Her ne kadar bunun bir görgü kuralı olduğundan bahsedilse de bu davranış, aslında bireyin içinde samimiyet duygusu yerine yalnızlığın daha ağır basmasına sebebiyet verir.
Toplumların kolektivizmden çıkıp bireyciliğe kaydığı yaşadığımız bu dönemde, bu davranış bireyin içindeki yalnızlık ateşini alevlendirse de artık zorunlu bir tercih hâline gelmiştir. Olayın iyi tarafına baktığımızda ise bireyi, çıkarcı ve bencil toplulukların risklerinden koruduğu da söylenebilir.
Metropol şehirlerin içeriden veya dışarıdan göç almasıyla birlikte bireyin içindeki güvensizlik tohumları olgunlaşmaya başlar. Artık hem topluma hem de kendisine yabancılaşmıştır. Birey, bu durumdan kendini korumanın yollarını ararken uygar kayıtsızlık kavramının oluşmasına neden olmuştur.
Bu yüzden artık modern toplumlarda bu davranışı anormal karşılamak yerine, bunun insanlar için gerekli bir hareket olduğunu kabullenmemiz gerekir. Çünkü artık biliyoruz ki karşı tarafla kurulan samimi ilişkiler, eskisi kadar saf ve hoş sonuçlara yol açmamaktadır. En ufak bir hata bile içimizde boşluk duygusu yaratabilir veya bireyi dönüşü olmayan bir yola sürükleyebilir.
Bu nedenle bu davranışı sergileyen bireyler, etraflarını yavaş ve emin adımlarla süzer; böylelikle kurdukları bu mesafeyle hem kendilerini hem de karşı tarafı olası kötü sonuçlardan korumuş olurlar.
Uygar kayıtsızlık, kısaca kalabalık şehirlerde veya metropollerde insanların yabancılarla göz göze gelmekten kaçınarak hem kendi huzurunu korumak hem de karşı tarafı rahatsız etmemek için geliştirdiği görgü ve nezaket kurallarından biridir.
Her ne kadar bunun bir görgü kuralı olduğundan bahsedilse de bu davranış, aslında bireyin içinde samimiyet duygusu yerine yalnızlığın daha ağır basmasına sebebiyet verir.
Toplumların kolektivizmden çıkıp bireyciliğe kaydığı yaşadığımız bu dönemde, bu davranış bireyin içindeki yalnızlık ateşini alevlendirse de artık zorunlu bir tercih hâline gelmiştir. Olayın iyi tarafına baktığımızda ise bireyi, çıkarcı ve bencil toplulukların risklerinden koruduğu da söylenebilir.
Metropol şehirlerin içeriden veya dışarıdan göç almasıyla birlikte bireyin içindeki güvensizlik tohumları olgunlaşmaya başlar. Artık hem topluma hem de kendisine yabancılaşmıştır. Birey, bu durumdan kendini korumanın yollarını ararken uygar kayıtsızlık kavramının oluşmasına neden olmuştur.
Bu yüzden artık modern toplumlarda bu davranışı anormal karşılamak yerine, bunun insanlar için gerekli bir hareket olduğunu kabullenmemiz gerekir. Çünkü artık biliyoruz ki karşı tarafla kurulan samimi ilişkiler, eskisi kadar saf ve hoş sonuçlara yol açmamaktadır. En ufak bir hata bile içimizde boşluk duygusu yaratabilir veya bireyi dönüşü olmayan bir yola sürükleyebilir.
Bu nedenle bu davranışı sergileyen bireyler, etraflarını yavaş ve emin adımlarla süzer; böylelikle kurdukları bu mesafeyle hem kendilerini hem de karşı tarafı olası kötü sonuçlardan korumuş olurlar.
Medeni Toplum
İnsanlar, doğdukları andan itibaren iletişim kurmaya teşvik edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Çünkü ebeveynlerin de bildiği üzere birey, kendini ancak böyle var edebilirdi. İletişim, geçmişte toplulukların; daha sonra da devletlerin oluşmasını sağlamış ve bundan ötürü insanlar için her zaman önemli bir kavram olmuştur. Amma velakin dünya artık eski günlerini yavaş yavaş geride bırakarak değişmeye başlamıştır.
İletişim, amaç olmaktan çok araç hâline gelmiştir. Değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşullar, bireyin iletişimin eski güzel günlerine dönmesinin önüne set çekmiştir. Bu düzende birey artık topluluklardan, akrabalardan veya cemaatlerden sıyrılarak özgürleşmiş; fakat bununla orantılı olarak yalnızlaşmıştır da.
Uygar kayıtsızlık veya mesafe kültürü, yalnızlaşan bireylerin kolektif birleşimiyle oluşur. Bu kolektif hareket, söz gelimi medeni toplumun sınırlarını çizer ve bugünkü hâline gelmesini sağlar. Çünkü birey biliyordur ki eğer bu sınırlar çizilmezse, toplumu ve bireyi kaos dolu günler bekliyordur.
Birey, modern dünyada artık kendi başına daha rahat karar verebiliyordur; ancak bu özgürlük kontrol altına alınmazsa düzeni sağlamak giderek zorlaşır. Bu yüzden medeni kurallar dediğimiz ortak kültür kaçınılmazdır. Bir nevi günümüzün modern toplum sözleşmesi…
İnsanlar, doğdukları andan itibaren iletişim kurmaya teşvik edilerek topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Çünkü ebeveynlerin de bildiği üzere birey, kendini ancak böyle var edebilirdi. İletişim, geçmişte toplulukların; daha sonra da devletlerin oluşmasını sağlamış ve bundan ötürü insanlar için her zaman önemli bir kavram olmuştur. Amma velakin dünya artık eski günlerini yavaş yavaş geride bırakarak değişmeye başlamıştır.
İletişim, amaç olmaktan çok araç hâline gelmiştir. Değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşullar, bireyin iletişimin eski güzel günlerine dönmesinin önüne set çekmiştir. Bu düzende birey artık topluluklardan, akrabalardan veya cemaatlerden sıyrılarak özgürleşmiş; fakat bununla orantılı olarak yalnızlaşmıştır da.
Uygar kayıtsızlık veya mesafe kültürü, yalnızlaşan bireylerin kolektif birleşimiyle oluşur. Bu kolektif hareket, söz gelimi medeni toplumun sınırlarını çizer ve bugünkü hâline gelmesini sağlar. Çünkü birey biliyordur ki eğer bu sınırlar çizilmezse, toplumu ve bireyi kaos dolu günler bekliyordur.
Birey, modern dünyada artık kendi başına daha rahat karar verebiliyordur; ancak bu özgürlük kontrol altına alınmazsa düzeni sağlamak giderek zorlaşır. Bu yüzden medeni kurallar dediğimiz ortak kültür kaçınılmazdır. Bir nevi günümüzün modern toplum sözleşmesi…
Soğuk Temas
Bu kavramların üzerinde ilk olarak Helmuth Lethen'in Soğuk Temas kitabında durulmuştur. Bu kitapta, 2. Dünya Savaşı sonrası değişen toplumsal koşullarda topluluk yapısının yerini “soğuk temas” denilen bireyselliğin alması gerektiği savunulur. Çünkü bireysellik duygusunun hâkim olduğu bir dünyada, yeniden 2. Dünya Savaşı gibi korkunç bir olayın yaşanmayacağı varsayılır.
İnsanoğlu istese de istemese de uygar kayıtsızlık adım adım yaklaşacak ve dünyaya hâkim olacaktır. Eğer bireysellik olmazsa medeniyet bir yerden sonra tıkanacak ve kendini tekrar edecektir. Artık bireyi dünyada var eden olgu iletişim veya samimi ilişkiler değil; mesafe ve mahremiyettir. Birey, bunları yabancılardan uzak tutabildiği ölçüde gelişim gösterir.
Soğuk temas hâlinde bulunan bireyler kendilerine şu üç kavramı ilke edinmiştir: özgürlük, medenileşme ve disiplin.
Bu kavramların üzerinde ilk olarak Helmuth Lethen'in Soğuk Temas kitabında durulmuştur. Bu kitapta, 2. Dünya Savaşı sonrası değişen toplumsal koşullarda topluluk yapısının yerini “soğuk temas” denilen bireyselliğin alması gerektiği savunulur. Çünkü bireysellik duygusunun hâkim olduğu bir dünyada, yeniden 2. Dünya Savaşı gibi korkunç bir olayın yaşanmayacağı varsayılır.
İnsanoğlu istese de istemese de uygar kayıtsızlık adım adım yaklaşacak ve dünyaya hâkim olacaktır. Eğer bireysellik olmazsa medeniyet bir yerden sonra tıkanacak ve kendini tekrar edecektir. Artık bireyi dünyada var eden olgu iletişim veya samimi ilişkiler değil; mesafe ve mahremiyettir. Birey, bunları yabancılardan uzak tutabildiği ölçüde gelişim gösterir.
Soğuk temas hâlinde bulunan bireyler kendilerine şu üç kavramı ilke edinmiştir: özgürlük, medenileşme ve disiplin.
1-Özgürlük
Özgürlük, bireyin karar verme yetisinin bizzat kendisine ait olması durumudur. Bu irade, özgürlüğün temelidir. Geleneksel toplumlarda özgürlük, örf ve adetlerden dolayı oldukça kısıtlanıyordu. Modern toplum ise geleneksel toplumların aksine bireye gereken özgürlüğü sunar; ancak karşılığında bireyin bazı duygularını da içinden söküp alır.
Modern toplumlarda birey aslında tam anlamıyla özgür değildir. Bu toplumların kurallarına uyduğu ölçüde özgürdür. Çünkü medeniyet ve mesafe her şeyden önce gelir. Aynı zamanda bu kadar seçeneğin olduğu bir dünyada seçim yapmak da zorunluluktur. Bu zorunluluk ilerleyen süreçte bireyi ne kadar rahatsız etse de birey, içindeki medeni ve disiplinli yön sayesinde bunun üstesinden gelebilir.
Her insan kendi kafasına göre davranırsa medeniyet risk altına girecektir. Bu yüzden insan, içindeki arzuları ve tutkuları olabildiğince disipline etmeli ve gerektiğinde onlara gem vurmalıdır. Bu fedakârlık modern dünya için son derece önemlidir.
Özgürlük, bireyin karar verme yetisinin bizzat kendisine ait olması durumudur. Bu irade, özgürlüğün temelidir. Geleneksel toplumlarda özgürlük, örf ve adetlerden dolayı oldukça kısıtlanıyordu. Modern toplum ise geleneksel toplumların aksine bireye gereken özgürlüğü sunar; ancak karşılığında bireyin bazı duygularını da içinden söküp alır.
Modern toplumlarda birey aslında tam anlamıyla özgür değildir. Bu toplumların kurallarına uyduğu ölçüde özgürdür. Çünkü medeniyet ve mesafe her şeyden önce gelir. Aynı zamanda bu kadar seçeneğin olduğu bir dünyada seçim yapmak da zorunluluktur. Bu zorunluluk ilerleyen süreçte bireyi ne kadar rahatsız etse de birey, içindeki medeni ve disiplinli yön sayesinde bunun üstesinden gelebilir.
Her insan kendi kafasına göre davranırsa medeniyet risk altına girecektir. Bu yüzden insan, içindeki arzuları ve tutkuları olabildiğince disipline etmeli ve gerektiğinde onlara gem vurmalıdır. Bu fedakârlık modern dünya için son derece önemlidir.
2 Medenileşme
Medenileşme, modernleşme ile özdeşleştirilerek ileri bir algı ve davranış seviyesini temsil eder. Bu yönüyle medenileşme, sürekli kendini yenileyen bir kavramdır. İnsanoğlu kendini geliştirmeye devam ettikçe medeniyet de ilelebet yaşamaya devam edecektir. Çünkü insanlar da biliyordur ki medeniyet olmadan birey kendi üzerinde oto kontrol oluşturamayacak ve bundan dolayı toplumdaki suç oranları artış gösterecektir. Medeni olmak, şüphesiz birey olmanın ön koşullarından biridir.
Medeni bir toplumda insanları dizginlemek için onlara utanma duygusu daha çocukluklarından itibaren aşılanır. Böylece utanma, kariyer hedeflerimiz ile benliğimiz arasında bir köprü kurarak ikisinin anlaşabildiği bir denetim ortamı oluşturur. Bu da içimizdeki karanlık duyguları bastırabilmemizi sağlar.
Bu denetim, kişinin bir eylemde bulunmadan önce onu iyice tartmasını sağlar. Bu da otoritelerin asıl istediği şeydir. Otoriteler bir gün yozlaşsa bile birey, iç denetim mekanizmasını kullandığı sürece ayakta kalabilir. İktidarın olmadığı yerde bile birey görevini yerine getirdiği sürece varlığını korumaya devam edecektir.
Bu durum bireye zorla empoze edilecek bir şeyden ziyade, bireyin bunu kendi içinde içselleştirmesiyle mümkün olabilir.
Medenileşme, modernleşme ile özdeşleştirilerek ileri bir algı ve davranış seviyesini temsil eder. Bu yönüyle medenileşme, sürekli kendini yenileyen bir kavramdır. İnsanoğlu kendini geliştirmeye devam ettikçe medeniyet de ilelebet yaşamaya devam edecektir. Çünkü insanlar da biliyordur ki medeniyet olmadan birey kendi üzerinde oto kontrol oluşturamayacak ve bundan dolayı toplumdaki suç oranları artış gösterecektir. Medeni olmak, şüphesiz birey olmanın ön koşullarından biridir.
Medeni bir toplumda insanları dizginlemek için onlara utanma duygusu daha çocukluklarından itibaren aşılanır. Böylece utanma, kariyer hedeflerimiz ile benliğimiz arasında bir köprü kurarak ikisinin anlaşabildiği bir denetim ortamı oluşturur. Bu da içimizdeki karanlık duyguları bastırabilmemizi sağlar.
Bu denetim, kişinin bir eylemde bulunmadan önce onu iyice tartmasını sağlar. Bu da otoritelerin asıl istediği şeydir. Otoriteler bir gün yozlaşsa bile birey, iç denetim mekanizmasını kullandığı sürece ayakta kalabilir. İktidarın olmadığı yerde bile birey görevini yerine getirdiği sürece varlığını korumaya devam edecektir.
Bu durum bireye zorla empoze edilecek bir şeyden ziyade, bireyin bunu kendi içinde içselleştirmesiyle mümkün olabilir.
3-Disiplin
Disiplin, mevcut otoritenin belirlediği sınırlar çerçevesinde hareket etmeyi öğrenerek sağlanabilir. Bundan ötürü birey, bu özelliği kendi bünyesine katmak için fırsat buldukça kendisiyle yalnız vakit geçirmeyi de bilmelidir. Toplumdan öğrendiklerini, yalnız kaldığında dinlediği iç sesiyle birleştirerek; başkalarının ve kendisinin sınırlarını zedelemeyen, kendine özgü bir davranış mekanizması geliştirir. Bu da bireyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Bu özgün davranış mekanizması, bireyin motivasyonunu daha da güçlendirir. Motivasyonun bireye güçlü bir irade ve disiplin sağladığı bir gerçektir. Disiplinin birey için ne kadar önemli olduğu da apaçık ortadadır.
Disiplin, mevcut otoritenin belirlediği sınırlar çerçevesinde hareket etmeyi öğrenerek sağlanabilir. Bundan ötürü birey, bu özelliği kendi bünyesine katmak için fırsat buldukça kendisiyle yalnız vakit geçirmeyi de bilmelidir. Toplumdan öğrendiklerini, yalnız kaldığında dinlediği iç sesiyle birleştirerek; başkalarının ve kendisinin sınırlarını zedelemeyen, kendine özgü bir davranış mekanizması geliştirir. Bu da bireyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Bu özgün davranış mekanizması, bireyin motivasyonunu daha da güçlendirir. Motivasyonun bireye güçlü bir irade ve disiplin sağladığı bir gerçektir. Disiplinin birey için ne kadar önemli olduğu da apaçık ortadadır.
Sonuç
Modern hayat, bireyin yalnızlaşmasına neden olmuş ve herhangi bir topluluğa kolayca dâhil olmasını zorlaştırmıştır. Çünkü biliyoruz ki kalabalık toplumlarda kendimizi olası tehlikelerden korumak için mesafeli davranmak esastır. Artık o kalabalık gruplarda kan bağımızın bulunduğu insan sayısı ciddi ölçüde azalmıştır ve yalnızlık, tek ya da en yakın arkadaşımız hâline gelmiştir.
Bu davranışın evrenselleşmesi ve bireylerin toplumun geri kalanıyla uyum içinde yaşayabilmesi, birbirlerine karşı mesafeli ve kayıtsız kaldıkları sürece gerçekleşmektedir. Uygar kayıtsızlığa sahip bir birey, diğerleriyle iç içe yaşarken nasıl davranması gerektiğini bilir. Bu toplumda artık gereksiz samimiyetlere veya yüzeysel selamlaşmalara pek yer yoktur. İnsan, karşı tarafa fayda sağladığı sürece sınırlar içinde kabul edilen bir varlığa dönüşmüştür.
Modern toplumlarda insan, vakit geçireceği kişiyi kendisi seçer. İlk süreçte birey çoğu zaman yapay davranarak mesafesini korur. Çünkü bu toplumlarda birine güven duymak, geleneksel toplumların aksine oldukça zordur. Karşı taraf o güveni istiyorsa, öncelikle onu hak etmelidir.
Modern hayat, bireyin yalnızlaşmasına neden olmuş ve herhangi bir topluluğa kolayca dâhil olmasını zorlaştırmıştır. Çünkü biliyoruz ki kalabalık toplumlarda kendimizi olası tehlikelerden korumak için mesafeli davranmak esastır. Artık o kalabalık gruplarda kan bağımızın bulunduğu insan sayısı ciddi ölçüde azalmıştır ve yalnızlık, tek ya da en yakın arkadaşımız hâline gelmiştir.
Bu davranışın evrenselleşmesi ve bireylerin toplumun geri kalanıyla uyum içinde yaşayabilmesi, birbirlerine karşı mesafeli ve kayıtsız kaldıkları sürece gerçekleşmektedir. Uygar kayıtsızlığa sahip bir birey, diğerleriyle iç içe yaşarken nasıl davranması gerektiğini bilir. Bu toplumda artık gereksiz samimiyetlere veya yüzeysel selamlaşmalara pek yer yoktur. İnsan, karşı tarafa fayda sağladığı sürece sınırlar içinde kabul edilen bir varlığa dönüşmüştür.
Modern toplumlarda insan, vakit geçireceği kişiyi kendisi seçer. İlk süreçte birey çoğu zaman yapay davranarak mesafesini korur. Çünkü bu toplumlarda birine güven duymak, geleneksel toplumların aksine oldukça zordur. Karşı taraf o güveni istiyorsa, öncelikle onu hak etmelidir.




0 Yorumlar